Zamanın Aynasında Ruhun Dansı

Kürdistan 02:57 PM - 2026-05-14
emad ahmad

emad ahmad

İnsan, ömür basamaklarını birer birer tırmanıp geride bıraktığı yokuşlara ve inişlere baktığında anlar ki; hayat sadece günlerin, ayların ve yılların üst üste yığılması değildir.

Hayat; anlamın, kendini tanımanın ve en nihayetinde güzelliğin peşinde çıkılan uzun bir yolculuktur.

O güzellik ki sadece yüzde veya biçimde değil; ruhun derinliklerinde, varlığın cevherinde ve çoğu zaman gözlerimizin hızla teğet geçtiği ayrıntılarda gizlidir.

Bugün, zamanın aynasında kendime baktığımda, bu çağın yorgun insanı için en büyük mesajın şu olduğunu anlıyorum: Umutsuzluk, insanın kendi ruhuna edebileceği en büyük ihanettir.

Çünkü insanı hayatta tutan sadece nefes değil, aynı zamanda umuttur.

Umut, en sessiz anlarda bile varoluşun melodisini çalan içsel bir mofitir.

Hayat ve ölüm, aynı görkemli tablonun iki yüzüdür.

Ölümün siyahlığı olmasaydı, hayatın beyazlığı ve ışığı bu kadar anlamlı olmazdı.

Hayatı, geçici olduğunu bildiğimiz için bu kadar çok seviyoruz; ve bu geçicilik, "şu ana" sonsuz bir görkem katıyor.

Bu yüzden umutsuzluk sisinin ruhumuzun penceresini karartmasına izin vermemeliyiz.

Bir insan bir çiçeği koklayabildiği, bir ezgiyi dinleyebildiği veya gökyüzündeki bir yıldızı seyredebildiği, gözyaşının tadını alabildiği sürece henüz yenilmemiştir.

Doğaya baktığımızda en büyük kendini tanıma dersini alırız.

Güzellik, toprağın bağrından güneş ışığına uzanmaya çalışan bir fidandadır.

Bir ağaç dalında sessizce bekleyen bir tomurcukta, özgürlük semalarında varoluş dansı yapan bir kuşta ya da hiçbir kelime etmeden sessizlik dersi veren bir çiçektedir.

Sabah rüzgarında yenilenmenin nefesi vardır.

Gecenin yıldızlarında, karanlık ne kadar derin olursa olsun küçük bir ışığı söndüremeyeceği mesajı gizlidir.

Dağlar bize direnmeyi, vadiler yumuşaklığı ve hoşgörüyü, nehirler ise denize ulaşmak için durmadan akmak gerektiğini öğretir.

Bazen insan sadece bir ağaç gölgesinde oturur; kelimesiz, kitapsız, telefonsuz... Sadece kendisi ve anılarıyla.

O anda hatıralar tablosu kendiliğinden bir şiire dönüşür: Kaybedilen dostların sesi, annenin gülümsemesi, yarin bakışı, geçip giden gençlik ve uzak yılların hayalleri.

İşte orada ruh, kelimeler olmadan konuşmaya başlar.

Müzik ve ezgi, evrenin ortak dilidir.

Bir şarkı insanı gençlik yıllarına, ilk aşkına, kalbin henüz safça hayaller kurduğu gecelere götürebilir.

Bir makam, tarihi kalbin içinde yeniden canlandırabilir.

Çünkü insan ruhu her zaman güzelliğe açtır.



Ancak en büyük güzellik, şefkat ve insan sevgisinin ilk okulu olan anne kalbindedir.

Ve sonra yarin kalbinde; insanın kendi en güzel ve en gizli yanlarını gördüğü o aynada.

Yılların tecrübesinden sonra şu gerçeğe ulaştım: Kendini tanımak, güzelliğin en yüce halidir.

İnsan kim olduğunu ve neden burada olduğunu bildiğinde, artık ne ölümden korkar ne de yalnızlıktan.

Çünkü bilir ki her çiçek, her kuş, her ağaç ve her nehir varoluşun büyük ailesinin birer parçasıdır.

Ben, ruhumun uysal bir kölesi olarak, bu yaştan sonra hayatın hüzünle geçirilmeyecek kadar kısa olduğuna her zamankinden daha çok inanıyorum.

Ancak hayat, içinden şefkat, aşk, umut ve sevgiyle bezeli güzel bir tablo çıkaracak kadar da uzundur.

Gelin kalbimizdeki umutsuzluğu yabani bir ot gibi söküp atalım.

Güzelliğe aşık olalım.

Çünkü evren sadece o ruhlara aşıktır... Acıların ortasında bile ışığın dansını öğrenen o ruhlara.

PUKMEDIA




En çok okunanlar

Haberler cebinizde.

İndirmek

Logo Başvuru

Play Store App Store Logo
Haberler Cebinizde